Yolculuk bitti(!) 10 bin km
Cumartesi, 02 Nisan 2011 21:20

Yolculuk bitti(!)

 

Geçtiğimiz yıl 11 Temmuz’da Kadıköy Meydanında üzerimde tek kuruş para olmadan yola çıktım ve Karadeniz Bölgesinden başlayarak Türkiye’nin sınır bölgelerini 8 ay boyunca hiç ara vermeden gezdikten sonra 12 Mart 2011’de İstanbul’a döndüm. Yolculuk boyunca çektiğim fotoğraflarla beş sergi düzenledim. Düzenlediğim bu sergilerde fotoğraf satışlarından elde edilen gelirleri; Kansere Umut Vakfı, köy okulları ve Tema’ya bağışladım. Son bir sergi kaldı o da İstanbul’da düzenlenecek ve gelirleri sokak çocuklarına gidecek.

 

Yola neden parasız çıktım?

 

Çünkü hem kendimi hem de insanları en çıplak halimle tanımak istiyordum. Kimine göre ütopik kimine göre ise mazoşistçe görünen bu yolculuk; bana göre insani ve ulvi bir yolculuktu. Kendi bedenimden burnuma gelen ceset kokusundan arınıyordum. Hayatımın sonuna kadar asla unutamayacağım muhteşem anılar biriktirdim heybemde. Kendimi bazen bir arı gibi gördüm. Hiç tanımadığım insanlardan polenler toplayıp kursağımda biriktirdim. Ben onların hayatına dokunurken onlar da benim hayatıma dokundu. Kursağımda topladığım polenler gün geçtikçe tatlanıyor ve müthiş bir aromaya dönüşüyor. Bir gün bal yapacağıma emin olabilirsiniz…

 

‘’Her yerde bir yabancı hayranlığı var!’’

 

Türkiye’nin güzel bir ülke olduğunu biliyordum ancak bisikletle bu güzelliği doya doya gördüm. İnsanların iyi niyetini daha yakından hissettim. Beni üzen tek şey: Kendi insanımıza değil de yabancı insanlara daha fazla değer vermemiz. Her yerde bir yabancı hayranlığı var. Yabancı devletlerden gelen bir turist olsaydım daha fazla önemsenirdim. Turist olmadığım anlaşıldığında insanlar hayal kırıklığına uğruyorlar ve bazen suratları asılıyor. Tanrı misafiri kavramı küçük yerleşim yerlerinde hala yaşatılıyor. Gelişmiş bölgelerde bunu görmek çok zordur. Özellikle turizmin yoğun olduğu bölgelerde insani duygular daha fazla arka planda kalıyor. Örneğin Akdeniz Bölgesi en çok sıkıntı çektiğim bölgeydi. Ekmek fırınından param olmadığı için bir ekmek bile alamadım, vermediler. Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki misafirperverliği ise dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz. Karadeniz’de haftalarca hiç tanımadığım insanların evinde misafir edildim. Artvin’de kadının biri sırf ona komşu olayım diye hiçbir ücret talep etmeden arsa vermek istedi. Hakkari’de beni zorla evlerine götürüp kapılarının önündeki tavuklarını benim için kestiler. Ege’de hiç tanımadığım insanlar beni beş yıldızlı otellerde misafir ettiler. Akdeniz ve Trakya bölgelerinde çok iyi dostluklar edindim. Yaşadığım iyi kötü hiçbir şeyi bölgelere veya illere mal etmiyorum. Bu ülkenin doğusu, batısı, kuzeyi veya güneyi hiç fark etmiyor. Yaşam tarzları ve kültürler farklı olabilir ancak birleştirici yönleri daha fazladır. Önemli olan birleştirici yönlerini ele alıp ortaya çıkan bu müthiş mozaiğin değerini bilmektir.

 

 

En zoru insanın kendisiyle yüzleşmesidir!

 

İnsan kendi içine doğru bir yolculuk yapmak istiyorsa fiziksel olarak da bir yolculuk yapmalı. En zoru nedir biliyor musunuz? İnsanın kendisiyle yüzleşmesidir. Yolculuk esnasında bunu yaşamanız kaçınılmazdır. Bazen kendinizden nefret edersiniz bazen de gurur duyarsınız. Geçmişinizle, hayatla insanlarla hesaplaşırsınız. Kendinizle müthiş bir savaş içerisindesiniz. En can acıtıcı darbeleri vurduğunuz gibi kanayan yaralarınızı da kendiniz tedavi edersiniz…

 

Hacı olmak sadece kutsal yerlere gitmek değildir!

 

Bazen yalnızlık ruha iyi gelir. Ama çok da yalnız kalmamak gerekiyor. Çünkü mağlup düşebilir ve kendi aklınızın katili olabilirsiniz. Olimpos’da dağ evinde yaşayan bir münzevinin misafiri olmuştum. Adam evinde peygamber devesi ve akrep besliyordu. O da benim gibi kendisiyle savaşıyordu ancak onun savaşı çok acımasızdı. Bisikletimi üzerinde hiç kimse olmadan, düşünce gücüyle hareket ettirebileceğini söylediğinde adamın ruhundaki o derin yaraları gördüm… Bir de yolculuğa çıkarken manevi bir yolculuk yaptığınızı da çok sonradan anlarsınız. Yani hacı olmak sadece kutsal yerlere gitmek değildir. İçinize yaptığınız yolculukta kutsal yerler keşfetmek ve orada tanrıyla karşılaşmaktır.

 

‘’Kimi zaman yiyecek ekmek bulamadım, kimi zaman Halil İbrahim sofrasında buldum kendimi’’

 

Yolculuk bilinmezliklere doğru gitmektir. Çünkü tesadüfler oradadır, beklentiler yoktur. Bu yolculukta karşılaştığım iyi kötü her şey şaşırttı beni. Kimi zaman yiyecek ekmek bulamadım, kimi zaman Halil İbrahim sofrasında buldum kendimi. Yeni dostlar edindim, yeni fikirler öğrendim. Bazen hiç tanımadığım ailelere evlat oldum bazen köylerden kovuldum. Çadır kuracak yer bulamadığımda sokakta uyudum, uçurum diplerinde çadırımda sultan oldum. Yollardayken özgürlüğün sınırsız hazzını yaşadım. O berbat sesimle sözleri ve melodisi olmayan şarkılar mırıldanırken bile sadece kendime suçüstü yakalandım. En derinlerimde sakladığım haykırışlarımı söküp çıkardım ve hayatımda ilk defa babama bu yolculuk esnasında ‘’Seni seviyorum’’ dedim. Annemi ise hiç sormayın elinden gelseydi okuyup üflemesi için peşime imam takardı…

Asıl enerji zihinseldir!

 

 

Size bir şey diyeyim mi? Hani uzun yol yapan bisikletçiler enerji versin diye yanlarında fındık, fıstık, ceviz, bal taşır ya; evet, bu gıdalar enerji verir, performansı arttırır. Ancak asıl enerji zihinseldir. Günlerce aç karınla pedal çevirdim ama hani benim balım, cevizim fındığım demedim. Şöyle bir şey de var; Nihat Doğan kızacak belki ama ruhunuzun diz çöküp tövbe isteyeceği tek şey açlıktır. Kendinizi kötü hissedersiniz. Sonra bir incir ağacı görürsünüz, yapraklarıyla ruhunuzun mahrem yerlerini örtersiniz daha sonra üzerindeki karıncalara aldırış etmeden incirleri löpür löpür indirirsiniz mideye. Ya da yol kenarındaki portakal ağaçlarından kopardığınız portakallarla açlığınızı yatıştırırsınız. Midenizdeki boşluk azalınca bir rahatlık çöker, gevşersiniz. Yüzünüzde yavaş yavaş bir gülümseme beliriverir ve o an dünyanın en mutlu insanı siz olursunuz. Kaçınız sofrada yemek yemenin hazzını hissederek doya doya yaşıyorsunuz?

 

‘’İşte o an kendimi bir fahişe gibi hissediyorum’’

 

Bir gün kaz tüyü(!) uyku tulumumun içinde uyurken burnuma kötü kokular gelmeye başladı. Çadırımın fermuarını açıp dışarı baktığımda çadırı foseptik çukurunun yanına kurduğumu fark ettim. Rahatımı bozar mıyım hiç! Umurumda bile olmadı zaten bir süre sonra burnunuz kokuya alışıyor ve tatlı uykunuza kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Gündüz bisiklet üzerindeyken o kadar çok böcek ve haşere yuttum ki sayısını bile bilmiyorum. Bir de jet hızıyla öyle bir kamikaze yapıyorlar ki, tadını bile alamadan midenize oturuyorlar. Belki inanmayacaksınız ama ağzımla kuş bile tuttum. Neredeyse dişlerimi kırıyordu meret. Allah’tan hafif bir sersemlemeden sonra tekrar kendine gelip uçmaya başladı. Gece ise sivrisinekler kulak memenizle fantezi yapıyorlar. Kulak memesi diyorum çünkü yumuşak olduğu için hayvanlar kuduruyor zevkten. Sabah uyandığımda izleri var ama kendileri yok. İşte o an kendimi bir fahişe gibi hissediyorum…

 

‘’Hanım koş! Türkçe konuşan turist gelmiş!’’

 

Hele beni turist sanıp hello diyenler ve Türkçe konuşmama rağmen ısrarla İngilizce konuşmaya çalışanlara ne demeli? Adamla oturmuş sohbet ediyoruz, içerdeki karısına aynen şöyle sesleniyor: ‘’Hanım koş! Türkçe konuşan turist gelmiş bize çay yap’’ Türkçe konuşmama rağmen Türk’müsün diye soranları geçtim, ‘’hangi dindensin?’’ diye soranlara bile rastladım.

 

Bazen yollarda beni tanıyanlar da çıkıyor. Yardımcı olmaya çalışıyorlar. İyi niyetlerini anlıyorum ancak param olmadığı için bir lokma ekmek bile vermeyen insanların samimiyeti; beni tanıdıkları için yardımcı olmaya çalışan insanların samimiyetinden daha gerçektir…

 

‘’Zoru severim ve çok hayal kurarım’’

 

Velhasılıkelam bunlar size anlattığım ufak tefek anılarımdı. Ben zoru severim, çok hayal kurarım ve bu hayallerimi gerçekleştirmek için peşinden koşarım. Hayallerin peşinden koşmak için ise üç şey gereklidir; istemek, inanmak ve hemen başlamak. Cesaret ise inanmaktan geliyor. İnancı olmayan bir insanın cesareti de olamaz. Detaylara takılıp kendinizi boğmayın. Eksikler hiç bitmez, elinizdekiyle yetinin ve bir an önce başlayın. Göreceksiniz evren size bütün kapıları açacaktır…

 

Yol hikayelerim eksik kaldı bunların farkındayım!

 

Malum, böyle bir yolculukta bu kadar güncel olabilmek bile gerçekten sevindiriciydi. Ama yol hikayelerimi ve fotoğrafları, daha önce sizlerle paylaşmadıklarım da dahil olmak üzere hepsini bir kitapta toplamayı düşünüyorum. Bu biraz uzun zaman alacak ama kitap tamamlandığında bir çırpıda okuyacağınıza eminim. Şu an İstanbul sergisinin hazırlıklarını da yapıyorum. Sergi için yer ayarlamaya çalışıyorum, görüşmelerim hala devam ediyor. Maalesef bu da biraz uzun zaman alabilir. Çünkü İstanbul'daki sanat galerilerinin hemen hepsi yıl sonuna kadar dolu. En kısa zamanda bunu halletmeye çalışacağım. 

Size vereceğim en güzel haber: Yol hikayelerimi ve fotoğraflarımı düzenlenecek olan bazı etkinliklerle sizlerle paylaşacağım.


Şimdi tarihleri ve yerleri kesinleşen söyleşimlerim şunlar:

Tarih: 3 Nisan Pazar saat: 15:00
Yer: Leman Kültür
Adres: İmam Adnan sokak no:14 Beyoğlu/İstanbul -(İstiklal caddesi mango mağazasının karşı sokağı)

Tarih: 6 Nisan Çarşamba saat 19:30
Yer: Fototrek Fotoğraf Merkezi
Adres: İstiklal Caddesi Mısır Apt. No : 311 K.1 D.3
Beyoğlu,İstanbul

Tarih: 13 Nisan Çarşamba saat 19:30
Yer: Tuva Sanat Atölyesi
Adres: İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sokak no: 16 Kat: 3 Beyoğlu, İstanbul (Ağa camii'nin olduğu sokağın sonunda)

Tarih: 19 Nisan Salı saat: 14:00
Yer: Düzce Üniversitesi

 
© hasansoylemez.com | Barındırma Memleket.net | Dizayn: Mahmut Sönmez